15 Haziran 2021 Salı

münferiden;

yıllardır hissettiğim, sarsıcı ve asla gitmeyen bir his var içimde. yersiz yurtsuzluk mu denir, sahipsizlik mi bilemiyorum. sahip aradığımdan değil, yanlış anlaşılmasın ama öyle yalnızım ki. birinin beni büyük karşılıklar beklemeden sevmesine, beni benimsemesine öyle çok ihtiyacım var ki. 

insanların doğduklarında belli haklarla doğması gerektiğine inanırım; sevilmek gibi, inanılmak gibi. bu hayatta kendileri olabilmeleri için çıkar gözetilmeden desteklenmek gibi. bu haklar kimsenin merhametine bırakılamayacak kadar özel, kimsenin iyi anına denk gelmeyi bekleyemeyecek kadar değerli. 

kimse kendine bir ev aramak zorunda bırakılmamalı. kimse evsizliğinden kurtulabilmek için bir ev inşa etmek zorunda kalmamalı. ev inşa etmek güzel hikayelerin devamına daha güzel hikayeler eklemek için yapılmalı, başka insanların daha güzel hikayelerine yuva olmak için. asla çaresizlik yüzünden değil. 

o kadar tek başınayım ki, artık beni gerçekten sevenlerle diğerlerini ayırt edemiyorum. tek başına zarfını tdk; kendi kendine, yalnız olarak, münferiden: olarak tanımlıyor. oysa bu işin yalnızca pratiği sevgili asla var olmayan okurlarım. tek başına olmak için yalnız olmanıza gerek yok. bazen etrafınız insan dolu olur. bazen etrafınız sizi sevdiğini, sizi düşündüğünü söyleyen insanlarla dolu olur. yine de içinizde bir yer asla dolmaz. tek başına olmak böyle bir şeydir. inanmamaktır. doğru olmadığını bir şekilde hissetmektedir. olduğunuz yerin yanlış olduğundan emin olmaktır.

 

bazen de gerçekten yalnız kalırsınız tabi, başıma geldi. elbet bir gün yine gelecek. belki de hiç gitmeyecek. 

14 Şubat 2021 Pazar

söylendi gelmez diye uzaklar, senin için

İnsanlarla tanışmak iki çeşittir. İsimlerimizi birbirimize bahşedip alıcı gözle birbirimizi süzdüğümüzde yalnızca bedenlerimiz tanışır. Esas ruhlarımızın birbirimizle tanışması vardır, o baya büyük bir olay.  Gelen farkındalık, bazen içinizi dolduran sürpriz, spontane huzur; bazen büyük pişmanlık, hayal kırıklığı. Şimdi içimden tüm bu yaşanmışlıkları nasıl ellerimle kazıyacağım korkusu. Asla yeni birine böyle hisler besleyemeyeceğim şüphesi, bir yandan da çok ama çok derinlerden el sallayan umut. Tıpkı bir bebeğin gözleri gibi parlak ama çok ufak. 
Bir insanın her yeni ve farklı ruhla tanışması, yepyeni bir tecrübe anlamına geliyor. Tecrübe ise belki de bu hayatta beni en çok korkutan şeydir. Her yeni tecrübe insanlığa ait güzel özellikleri azaltır. İsteği azaltır, sevgiyi azaltır, sevişmeyi azaltır. En önemlisi de sabrı azaltır. Pardon, belki de en önemlisi saygıdır. Saygıyı da azaltır. Azaltmaz sanırsınız, azaltır. Örselemez sanırsınız, oysa örseler, incitir. Yaralar. 

Kendimi çok yaralı hissediyorum, sanki içimde çoklu his yetmezliği var. Her bir hissimden kan akıyor. Her hissimden acı sızıyor. Bir taraftan da bir ruhla daha yeni tanışmış olmanın verdiği adını koyamadığım yeni bir his duruyor içimde. O kanamıyor. Diğer hislere bakıyor, sanki iyileşeceklerini biliyor gibi. Umursamaz, rahat. Yeni bir ev bulmuş olmakla ilgileniyor, etrafındaki o kaos, o karmaşa toz toprak yokmuş gibi davranıyor. 
Bir sene, üç sene bazen yüz sene tanışıklık yetmez iki ruhun tanışması için. Bazen de üç ay yeter, bir anlaşmazlık, bir mutsuzluk belki de bir ayrılık tetikler. 

Duruyorum böylece, bir bankta hiçbir amacım yokmuş gibi, çok iyi bildiğim bir şehrin sokaklarında kaybolmuşum gibi, yeni tanıştığım benden sevgi bekleyen birine olmayan bir sevgiyi sunuyormuşum gibi. Hepsi korkunç. Korkunç bir şekilde duruyorum. Fırtınanın dinmesini bekliyorum. Fırtına dindiğinde ne olacağını merak ediyorum. En azından hala merak duyuyorum. Demek ki ölmemişim.